ÇOCUKLARDA ŞİDDET EĞİLİMİ VE SEVGİ BİLİNCİ
DENGELİ BESLENME
ANNE- BABALARIN 10'LARI
|
ANNE BABALARIN 10'LARI…
1- Sayın Veli;
Anne-babaların 0–6 yaş çocuk eğitiminde karşılaştığı çeşitli sorunlar olabilmektedir. Her ailede görülen bu dönemsel çatışmalar, sağlıklı atlatılmaları için gönderilmiş birer nimet gibidir. Örneğin, anne babasının yatağında yatmaktan vazgeçemeyen bir çocuk (3,5–4 yaştan sonra) ailede sıkıntı yaratır. Bu durum, çocuğun bireyselliğini kazanamadığını gösteren bir sinyaldir. Eğer aile uygun yöntemlerle kendi odasında yatmasını sağlarsa çocuk, bireyselliğini ve güven duygusunu pekiştirerek gelişimine devam eder. Bu bağlamda sizlerle, en sık karşılaşılan 0–6 yaş davranış sorunlarını ve çözmede kullanabileceğiniz pratik önerileri paylaşmak istiyoruz.
Bu önerileri dikkate alarak, üzerine yaratıcılığınızı ekleyerek ve sonunda kendi aile yapınıza uygun biçimi bularak kullanmanızı öneriyoruz.
Bu süreçte (ve diğer problemli davranışlarda) öncelikle şunları gözden geçirmenizde fayda var:
1- Değiştirmek istediğiniz bir davranış hakkında karar verin. 2- Davranışın ne sıklıkta ve hangi ortamlarda ortaya çıktığına dikkat edin. 3- Şimdiye kadar bu davranışa gösterdiğiniz tepkileri gözden geçirin. 4- Ondan ne yapmasını istiyorsanız net ve tam söyleyin, nasıl uygulayacağını tarif edin. 5- İstenen davranışı sergilediğinde övgüde bulunun. 6- Yeni-istenen davranış yerleşene kadar övgülerinize devam edin. 7- İnatlaşmaktan ve çatışmaya girmekten kaçının. 8- Çocuğunuzu farklı ortamlarda da gözlemleyin ve fikirlerinizi genişletin. 9- Geçmiş hatalarını hatırlatmayın. 10- Çocuklar sabrınızın son damlasına kadar zorlasalar da fiziksel şiddet ve bağırma gibi sözel şiddet uygulamayın. Anne babaların ONLAR hakkında en sık sorduğu 10 soru ve cevapları:
1- Çocuğum okula gitmek istemiyor. Sürekli ağlıyor. Benden ayrılamıyor ve bu problem her sabah tekrarlanıyor. Depresyona girer mi? Okuldan almalı mıyım?
Bu durum, anaokullarında en sık görülen problemlerden biridir. Özellikle ilk defa okul deneyimi olan çocukların daha sık sergilediği bir davranıştır. Çocuklar anne babaları onları okula bırakmak için geldiklerinde kapıda ağlarlar, gitmemeleri için yalvarırlar, ebeveynlerini, kendisini sevmediklerini söyleyerek büyük bir üzüntüye ve tereddüde sokarlar. Burada birkaç soruyu cevaplayarak hareket etmek gerekir. Çocuğunuz siz kapıdan ayrıldıktan sonra sınıfa gider gitmez ağlamaya son verip gruba dahil oluyor mu? Genelde cevap evet’tir ve çocuklar bunu sadece anne-babadan ayrılamadıkları için yaparlar. Okulla ilgili bir pürüz var ise çocuk sadece ilk günlerde beklenen uzun ve kesilmeyen ağlamalara, adaptasyon problemlerine haftalarca devam edecektir.
Çocuk sadece kapıda bu durumu yaşıyorsa anne babalar çocuklarıyla olan iletişimlerini gözden geçirmeli, ebeveyn-çocuk arasında bağımlı bir ilişki varsa dikkat etmelidirler. Çok korumacı anne baba tutumlarında çocuk “Bensiz hareket etme, benden uzakta başın belada” mesajı alır ve anne babasından 1 saniye bile uzak kalsa kaygı ve korku yaşar. Çocuğunuzun sosyal ortamlarını arttırmak; park, bahçe, restoran gibi yerlerde tek başına hareket etmesine izin vermek –sadece güvenliğini kontrol edebileceğiniz görüş alanınızda kalabilir- “Ben annem babam burada değilken de işler yolunda gidiyor” düşüncesiyle sınırlar içerisinde özgürlüğün tadını çıkaracaktır. Ayrıca el yıkama, tek başına yemek yeme, ayakkabı bağlama, giyinme, odasını toplama, gibi becerilerin sorumluluğunu; gerekli kas ve bilişsel gelişime ulaştığı andan itibaren çocuğunuza vererek özgüvenini geliştirebilirsiniz. “Ben kendi ihtiyaçlarımın bir çoğunu kendim karşılayabiliyorum ve iyi yaptığım şeyler onaylanıyor.” Şeklinde düşünebilen bir çocuk anne babasından uzakta geçirdiği bir günde becerilerini geliştirir, kendine güveni ve sosyalleşmesi artar, bireyselliğinin farkına varır, anne babasını özler ve gün sonunda onlarla paylaşacağı kaliteli aktivitelerle bu özlemi gidererek dünyanın en mutlu çocuğu olur… Bu uygulamalarla aşılması zor görünen veya sonuç alınamayan durumlarda bir psikoloğa ya da psikiyatriste başvurmakta fayda vardır.
2- Çocuğum kardeş kıskançlığı yaşıyor. Ne yapabiliriz?
Kardeş kıskançlığı derecelerine göre değerlendirmek gereken bir konudur. Her çocuk, anne babasının en değerli varlığı olmasına, tüm ilginin üzerinde olmasına o kadar alışmıştır ki, doğal olarak gelen kardeşi kendisine sevgi ve ilgi yönünde en büyük rakip olarak görür. Birilerinin size, en sevdiğiniz insanın artık sizi unutup başka birini seveceğini söylediğini hayal edin. Ne yapardınız? Hem çok öfkelenir hem de bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini anlamak için tüm dikkatinizi verip birinin sizin yerinizi alıp almayacağını takip ederdiniz. İşte çocuklar da kendi kendilerine bu fısıltıyı tekrarlarlar. “Ya beni sevmekten vazgeçip onu severlerse?” bu soruyu sormalarının önüne geçemeyiz. Dünyanın en uyumlu ve sorunsuz çocuğu bile 6-12 ay evdeki dinamikleri gözlemler. Ona, hiçbirşeyin değişmediğini kanıtlamak gerekir fakat bu süreçte soruna neden olan bazı hatalı davranışlar ve sonuçları şunlardır: • Yeni doğana ilgi göstermemek, onu kucağa almamak, başka odada emzirmek,, büyük çocuğa “Ben kardeşini değil seni seviyorum. Zaten o çirkin, altına yapıyor, pis…” demek. Bu durumda büyüğün öfkesi ve uzaklığı pekişir. Onu sevilmeye layık değil diyerek reddeder. Aralarında şeffaf bir duvar örülür. • Yeni doğana çok fazla ilgi gösterirken büyüğü unutmak, tüm hediyeler kucaktaki miniğe gelmesi. Büyüğün “modam geçti, pabucum dama atıldı” şeklindeki algısı olumsuz dikkat çekici hareketlere başvurmasına neden olur. Eşya kırar, altına kaçırır, yemek yemez, ağlar, vurur vb. • Bebeğin konuşamadığı, yürüyemediği için ihtiyaçlarını gideremediği ve kendisinden (büyük çocuğunuzdan) daha sık kucağa alınmaya ve vakit ayrılmasına ihtiyaç duyduğunu açıklamak faydalı olacaktır. • Büyük çocuğa sürekli olarak “Artık sen abisin-ablasın. Sen kardeşine her şeyi öğreteceksin. Bak bir de abi-abla olacaksın. Hiç böyle davranılır mı?” şeklinde konuşulması. Burada çocuğumuz bir anda kendisine verilen aşırı sorumluluğu taşıyamaz. “Aslında ben de küçüğüm. Minik tüm ilgiyi ve sevgiyi çekiyorsa ben de minikleşebilirim” diyerek regresyon dediğimiz bir önceki gelişim dönemine kayma yaşayabilir. Bildiği halde yemek yemez, altına kaçırır, bebeksi konuşur, emmek ister vb. Bu bir önceki dönemde hem kendini daha güvende hisseder, hem de ilgi çekmeyi hedefler. • Anne yeni doğanla ilgilenirken büyüğü “oyalamak” babaya düşer ve her gün dışarıya çıkarır, istediklerini alır, ne isterse yapar vb. Eğer çocuğunuza sevildiğini ve ilgilenildiğini her istediğini yaparak göstermeye çalışırsanız iletişim tarzınız darbe alır, disiplin bozulur. Verilmesi gereken mesaj “Evimizde her şey eskisi gibi. Sana olan sevgimiz, ilgimiz, okula gitme ve alışveriş yapma düzenimiz… Bu nedenle eskiden hayır dediğim her şey hala hayır. Evet dediklerim de.” Olmalıdır.
3-Uyku Saatinde Uyumuyor, direniyor…
Çocuklar gündüz uyumaya, gece erken bir saatte uyumaya sıkça direnirler. Gece yarılarına kadar sizi zorlayabilirler. Ne yapmalı: Öncelikle çocuğunuzun uyku ihtiyacını belirleyin. Her geçen yıl daha az uykuya ihtiyaç duyduğunu ve gündüz uykularının gece uykusunu geciktirdiğini unutmayın. Bunu sezdiğinizde gündüz uykusunu bırakabilirsiniz. Saatler konusunda sınırı aşmamasını sağlayın. İstisnalar dışında (özel günler, gezmeler gibi) saatinde yatağında olması gerektiğini bilmeli.
Uyku öncesini eğlenceli hale getirin. Masal, oyun, şiir, hikayelerle uykuya dalma sürecini “günün beklenen anı” yapın.
4-Yemek Seçiyor ya da Yemiyor…
Öğün atlama, yemek seçme, TV karşısında yemek isteme, abur cuburla geçiştirme gibi problemler yaşanıyorsa öncelikle siz de bu özellikleri sergileyip sergilemediğinizi gözden geçirin.
Yeme konusunda en hassas nokta çocuklara çok yeme, ya da az yeme hakkında verilen mesajları çocukların yanlış anlamaları ve bu durumun yeme bozukluğuna zemin hazırlamasıdır. Sorun varsa, dolaylı yönlendirmelerle çözülmelidir.
Ne yapmalı? Çocuğunuz için uygun yiyecek ve miktarları öğrenin. Çocukların porsiyonları yetişkinlerden çok daha küçük olmalıdır. Yemek zamanlarını netleştirin.
Yemek pişirmeden önce seçenek sunun. Yemediği zamanlarda alternatif yiyecekler pişirirseniz “dolaptaki sosislerin” her zaman onu beklediğini düşünecektir ve sınırı zorlamaya devam edecektir.
Sofrada çeşitliliği sağlayın. Sağlıklı-dengeli yediği zamanlarda övün. Yemek yemeyi inatlaşma-çatışma haline getirmeyin. Bu sorumluluğu ona bırakın. Israrla yemek istemediğinde “bu akşam yemeğimiz bu, istersen yeme” deyin, daha sonra acıktığında aynı yemeği tekrar sunun. Gerekiyorsa bu sürece 1-2 gün devam edin.
5-Huysuzluk Krizine girdiğinde ne yapacağımızı şaşırıyoruz…
Çocuklar, isteklerini elde etmek, dikkat çekmek, sınırları zorlamak, öfke-hayal kırıklıklarıyla baş etmek için huysuzluk krizleri geçirirler.
Neler yapılmalı? Çok sık görülen (günde 3-4) huysuzluk krizlerinde yardım alınmalıdır. Oyuncak, çikolata ve diğer seyrek durumlar için sergilenen huysuzlukta ise sınırları gözden geçirmekte fayda vardır. Çocuklar anne babaya üstün gelmek için çizilen sınırları aşmak isterler. Koyduğunuz kuralların makul olduğundan emin olduktan sonra tutarlı şekilde sürdürün. Ona “kuralımızı biliyorsun, ağlasan da vursan da bu kuralımızı değiştirmez.” Mesajı verin.
Siz sinirlendiğinizde nasıl tepki verdiğinizi izleyen gözleri unutmayın. Ona model olarak öfke kontrolü öğretin. Örneğin halınıza zor çıkan bir içecek döküldüğünde öfkelenip, bağırmak, yerine; “Buna gerçekten çok üzüldüm ve sinirlendim canım ama sanırım bunu geçirebilirim. Lekeyi çıkarabiliriz. Şimdi gidip deterjanı getireyim” diyebilirsiniz. Böylece şiddete, öfkeye başvurmadan elindeki seçeneklerle sorunları çözmeyi öğrenecektir.
6-Saldırgan Davranışlar Sergiliyor…
Vurma, ısırma, eşya fırlatma gibi saldırgan tavırlar çocuklar tarafından problemle başa çıkma ya da haklarını savunmak adına kullanılır. *Eğer saldırganlık kontrol edilemez boyuttaysa ve her alanda sergileniyorsa, yıkıcı davranış şeklindeyse yardım alınmalıdır. Sergilenen diğer saldırgan ve öfkeli tutumlarda ise onu iyi gözlemleyin. Oyunlarda, sosyal ortamlarda zarar vermesini ve kontrolden çıkmasını engelleyin. Saldırgan davranışları öğretmeyin, öğrenmesini engellemeyin. Engellemeyi ve eğitimi nötr zamanlarında yapın. öfkesi devam ederken sizi dinlemez. Vurmanın dışında neler yapabileceğini öğretin. Sinirlendiğinde “artık seninle oynamıyorum”, “ben gidiyorum” demeyi, yetişkinlere sorunu iletmeyi öğretebilirsiniz. Sakinleşmesini sağlayın. Fiziksel enerjisini doğal ortamda atmasını sağlayın. Dostça anlaşmaya vardığında övün. Saldırganlığını saldırganlıkla çözmeye çalışmayın. “Kardeşine bir daha vurursan seni döverim” cümlesi, “dövmek mümkündür ve kabul edilebilir ama ben yaparsam” mesajıyla karmaşa ve tutarsızlık yaratır.
7-Biz yanında olmadan hiçbir şey yapmıyor. Her an yanında olmamızı istiyor…
Böyle bir ifade kullanıldığında aklımıza gelen ilk soru şudur: Çocuğunuzun size bağımlı olduğunu mu hissediyorsunuz? Muhtemelen cevap “Evet” olur. Ardından gelecek olan soru ise: “Peki Siz çocuğunuza bağımlı mısınız?” Cevap yine aynıdır.
“Evet” Çok doğal bir koruma güdüsünden kaynaklanan davranışları asla eleştiremeyiz. Bunlar anne babanın güvenlikten sorumlu olma görevlerini yerine getirmek için sergilenirler.
Ancak zaman zaman aşırıya kaçıldığında çocuk üzerinde kalıcı etkiler bırakabilirler.
“Uzağa gitme, burada oyna, dur ben senin yerine yapayım üstüne dökersin, elleme kırarsın, yavaş ol düşeceksin, sakın balkona çıkma” gibi cümleler sık ve sürekli tekrar edildiğinde çocuk şu mesajı alı: “Eğer annen baban yanında olmadan, ya da onlara sormadan hareket edersen başın büyük belaya girer. Onlar senin yerine karar vermeli. Sen tek başına hareket etme!” bu karar kişiliğe eklendiğinde ise özgüven yetersizliği, çekingenlik ve bağımlı kişilik ortaya çıkar.
Bu nedenle çocuklarınıza güvenliklerini sağlayacak mesajları gerektiğinde uygun şekilde vermeli, göz kontağı ile koruma sağlayıp sözel uyarıları azaltmanız, onlara zarar vermeyecek şekilde düşme ve kirlenme özgürlüğü vermeniz onları daha güçlü kılacaktır. Siz olmadan da hareket etmeyi öğreneceklerdir.
8-Okula pijamayla gitmek gibi olmadık şeyler istiyor…
Bu problem başlığı pek de patolojik görünmese de bizlerin büyük önem verdiği “bireyselleşme, özgürleşme, biricikliğini öne çıkarma” gibi yaşamsal konulara vurgu yapmaktadır.
Çocukların gözlerinden dünyayı görmek o kadar güzel bir ifade ki… Ayıp, yasak, rezil olma vb. kaygılar olmadan özgürce ve saf bir doğallıkla hareket ettikleri için biz yetişkinlerin “Ama olmaz”larını her zaman anlamayabiliyorlar. Mor pantolonla mavi çorap, pijamayla rugan ayakkabı giyme gibi istekleri onlara seçim yapma özgürlüğü verecek ve egoları güçlenecektir. Bir zaman sonra sosyalleşmeye başladıklarında toplumda pijamayla okula gidilmediğini, annesinin renk uyumuna dikkat ettiğini kendiliğinden kavrayacaktır. 0-6 yaş içinde diğer uyumsuz tercihlerini görmezden gelmekte fayda vardır. Kışın şortla dışarı çıkmayı istemenin dışında…
9- Ödül-Ceza sistemimiz işe yaramıyor. Zaman zaman o kadar çok sinirleniyoruz ki yetişkinler gibi kavga edip küsüyoruz…
Çocuk eğitiminin belki de en önemli unsuru ödül-cezadır. Sınırları çizecek, iyiye götürecek, kötüleri ortadan kaldıracak olan şeydir ödül ve ceza. Aynı zamanda çok dengeli olmalıdır.
Bizler ceza ile kötüyü ortadan kaldırmaktan daha çok olumluyu ödüllendirerek devamını sağlamaktan yanayız.
Ceza neyin yapılmayacağını, ödül ne yapılırsa daha yi olacağını öğretmek içindir.
Dağınık bir çocuğu oyuncaklarını toplamadığı için oyuncaktan mahrum bırakmak iyi bir yöntemdir. Fakat bundan daha iyi sonuç veren şey, farkında olmadan yere düşen bir şeyi kaldırdığında çocuğun yanına gidip “Senle gurur duyuyorum. Az önce yere düşen yastığı kaldırdın. Sen çok düzenli bir çocuksun zaten dikkat ediyorum oyuncaklarını da daha çok toplamaya başladın” gibi bir sözel ödülle “Değerlisin” mesajını davranış üzerinden vermektir.
Odaya kapatma, vurma, böyle yaparsan seni sevmem, bırakırım, bak Ayşe böyle yapıyor mu? Gibi ceza yöntemleri olumsuz yönde kalıcı etkiler bırakabilmektedir.
Mola yöntemi, sevdiği aktiviteden mahrum bırakma daha uygun yöntemlerdir.
Dikkat edilmesi gereken noktalardan biri de mahrum bırakma konusunda uyarıldıktan sonra örn: “Eğer ağlamaya devam edersen eve gideriz. Gezmeyi bırakırız” bu uyarıyı yerine getirmek gereklidir. Bu nedenle yapabileceğiniz türden mahrumiyetler koymanız önemlidir.
Çocuklarınız sabır sınırlarınızı zorladığında öfkenizi kontrol edin, öfke geçtikten sonra daha sağlıklı düşüneceğinizi hatırlayın, derin nefes alın. Beklentinizi sorgulayın. Belki de mükemmeliyetçi bir tutumla çocuğunuzun üzerinde bir davranış bekliyorsunuzdur. Fazla kurallar çocuğu engeller, bu da öfke yaratır. “Ben ne dersem o doğrudur” tavrı ilerideki ilişkinizi zedeler. Güce dayanan otorite araya mesafe koyar, otorite bilgi ve hoşgörüye dayanmalıdır.
10-Çok hareketli bir çocuğum var. Hiperaktif olabilir mi?
Son yıllarda hiperaktif çocuk tanısının daha çok gündeme gelmesiyle, çocuğu biraz hareketli olan anne babaların aklına ‘ Acaba çocuğum hiperaktif mi?’ sorusu gelmektedir. Elbette, yeni yürümeyi öğrenmiş bebekler, okul öncesi çağdaki çocuklar gerçekten de çok hareketli olabiliyorlar. Durmadan, yorulmadan bir şeylerin peşinde koşuyorlar, bazen onları seyretmek bile bizi yoruyor! Ancak, bu hareketlilik ve merak genelde yaşlarına göre normal ve sağlıklı bir sürece işaret ediyor. Bu çocukların küçük bir bölümü ise, gerçekten ‘Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu ‘ tanısı alacak çocuklardır. Bunun belirtileri genellikle 3-4 yaşlarda, akran iletişiminin başlamasıyla birlikte fark edilir. Erkek çocuklarda daha sık görülür. Okula başlamayla birlikte, okul başarısına da engel olarak dikkat çeker.
Hiperaktif Çocuk , • Düşünmeden hareket eder, başına açabileceği tehlikeden korkmaz • Hızla bir aktiviteden öbürüne geçer, başladığı işi bitiremez • Yaptığı işi organize etmede zorlanır • Daima yol gösterilmesine gerek duyar • Oyunda sırasını bekleyemez, kurallara bağlı kalamaz, hemen hırçınlaşır • Dikkati kolay dağılır • Bir şey anlatılırken dinlemiyor gibi gözükür • Ödevine konsantre olamaz • Ayrıntıları gözden kaçırdığı için basit hatalar yapar • Etrafta koşar, eşyaların üstüne tırmanır • Hareketsiz durmada, oturmada zorlanır, sürekli hareket halindedir • Uykuda bile çok hareketlidir • Akranlarına göre daha sakardır, daha unutkandır, eşyalarını kaybeder.
Eğer, çocuğunuzda bu belirtilerin çoğunu gözlemliyorsanız, çocuğunuz gerçekten de hiperaktif olabilir. Önce çocuk doktorunuza danışmalı, ardından da onun yönlendireceği şekilde psikolojik yardım almalısınız. Her çocukta bu belirtilerin bir kısmı zaman zaman görülebilir, bu onun hiperaktif olduğunu göstermez. Ancak, ısrarla devam ediyorsa değerlendirilmesi gerekir. Ayrıca; ailede yaşanan problemler, psikolojik stresler, hafif işitme kayıpları, görme bozuklukları, tiroid bezinin aşırı çalışması, gibi bazı sorunlar da benzer tablolara yol açabilir. |